WwW.YaziciK.OrG

Yazıcık Kasabası Kültür ve Dayanışma Platformu
 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 ASOMEDYA'nın EKREM KADAK ile Söyleşisi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
denizle



Mesaj Sayısı : 7
Kayıt tarihi : 05/01/09

MesajKonu: ASOMEDYA'nın EKREM KADAK ile Söyleşisi   Salı Ocak 06, 2009 1:49 pm

SÖYLEŞİ
YAŞANMIŞLIK AN VE ARAYIŞ ÜÇGENİNDE
EKREM KADAK
Amaç olmadan hayal kurulmaz. İşte burada umut umutsuzluk, sevgi sevgisizlik, olumluluk olumsuzluk ortaya çıkıyor. Sanatçıda burada duyarlı olmalı. Nasıl görüyorsa onu damıtırken içinden geldiği gibi yapmalı. Çünkü her yüzey kendini örter ve yüzeyin beslenmesi de beynin beslenmesi ile orantılıdır.
ASOMEDYA: Sayın Ekrem Kadak bize çocukluğunuzdan başlayan noktadan bugüne kadarki yaşam çizginizden bahsedermisiniz?
KADAK: 1957 yılında Tokat’ın Niksar ilçesinin Yazıcık kasabasında dünyaya gelmişim. İlkokulu orada bitirdim. Yazıcık kasabasına ilkokul 1923 yılında yapılmış ama daha sonra ortaokul ve lise yapılamamış: Benim o dönemlerde ressam ya da sanat eğitmeni olmak gibi bir eğilimim yoktu. Çocukluğumda, anımsadığım tek şey görme ve izleme olgusunun o dönemde var olduğu. Buna katkı daha sonraki yıllarda olmuştu. Doğduğum yörede dalın yeşile, yeşilin sarıya, sarının nasıl kahveye dönüştüğünü, bu dönüşüm içinde başka renklerin nasıl oluştuğunu, açık ve koyu renklerin günlerce hiç dokunulmadan doğada nasıl kendini koruduğunu izledim. İlkokula başladığımda kar kalındığı boyumu aştığı için, karın içinde zıplayarak etrafı seyretmek büyük keyifti. Açık ve koyu ilişkisini belkide o dönem anladım. Yatılı okula giremezsek, giremediğiniz zaman ilkokul sonrasını okuma şansımız yoktu. Gitmek denilen eylem o dönem başladı. Hâlâ devam ediyor.
Bana komşular sarı ineği sen güdersin diye takılırlardı. Bende kızardım, "Gideceğim, okulu kazanacağım" derdim ve öyle oldu; ikincilikle kazandım. İlkokulda matematiğim çok iyi olduğu için öğretmenlerim bana Joker derlerdi. Sınıflarda çözülememiş problemleri çözerdim. Sonuçta atölyesi olan 6 yıllık yatılı okul, üniversite eğitimimi yönlerdirdi. Samsun Eğitim Enstitüsü’nü bitirdim.
ASOMEDYA: Sayın Kadak tam anlamıyla resime nasıl başladınız?
KADAK: Resim zaten yapıyordum. Ama yaşama biçimi haline dönüşmesi; bir iç çatışma, kendimle yol ayrımı. Yaşamın devam etmesinin belli kuralları vardır. Eğer bunlar çatışırsa yeni bir şey çıkar ortaya. Ya tükeniş ya da yeni bir kimlikle varoluşunuz. Ben bundan sonrasında biraz şanslıyım galiba. O dönemlerde sık sık Ankara’ya gelip gitmem, yoğun çalışmam. Bir gün yaptığım işlerin dosyasını Şeref Bigalı gördü. "Çalışmalarına bakayım çocuğum" dedi. Hiçbirşey söylemeden Zafer Çarşısı’ndaki galeri müdürünün odasına götürdü. "Bu çocuğun üç ay içinde sergisini yapacaksınız" dedi. Bir ay sonra bana haber geldi. Böylece ilk desen sergimi açmış oldum. Bu sergiyi izleyen heykel sanatçısı Servet Büyükbağcı desenleri beğenmiş olmalı ki; "bana İstanbul’da sergi yapmak ister misin? diye sordu. Ben de" olur dedim. Benden dosya aldı ve "Hobi Sanat Galerisi’nde İstanbul sergim oldu. Armoni Sanat Galerisi ile dostluğumuzda bu sergi döneminde başladı. Nuri Abac beyle birlikte Armoni’ye gittik. O gün Yalçın Gökçebağ, Kaya Özsezgin, Nuri bey, Aynur ve Zerrin hanımla uzun bir sohbet oldu.
ASOMEDYA: Sayın Kadak bugünlere kadar geldiniz. Bize sanatsal kimliğiniz üzerine neler söylersiniz.
KADAK: Benimle resim arasındaki ilişki anlatılır gibi değil, kendimi nerede bulduğuma bağlı birşey. Birikimlerimi oluşturan şey gözlemlerim, yaşadıklarım. Duygu ile kaos bir arada. Benim için önemli olan herhangi bir şeyin beni nasıl ve hangi boyutta etkilediği.
Yaşarken en çok düş kuran toplumuz belkide. Bu hem yaşamla ilgili hem de duygu dünyası ile. Aydınlığı gölgelerin içinde arıyoruz.
ASOMEDYA: Yani karmaşık bir olgudan mı söz ediyoruz?
KADAK: Evet. İlişkiler burada yatıyor. Birşeyleri görüyorsunuz olumlu ya da olumsuz. Sonrası size ait oluyor.
ASOMEDYA: Bunları nasıl yorumluyorsunuz? Neden mavi-kahverengi?
KADAK: Mavi çocukluğum, kahverengi ise olgunluğum. Mavi ile doğaya yakınım ve doğanın lirik yanı ağır basıyor. Kahverengi ağırlıklı olduğu zaman, yine doğa var ama iş değişiyor. Galiba renkçiyim. Bunu bana İlgiltere Yazarlar Birliği üyesi atölyemi ziyaretinde sormuştu, "Renkçisiniz, sizce renk nedir?" Bende, "Renk bir enerjidir" demiştim. O da bana siz "Tanrıyı tarif ediyorsunuz" demişti. Resimlerimde duygusal yanı olan bir dram var ama bu dramatik olgu çöküş değil , yaşanan (an), yaşanmışlık (anı), gidiş (bir kaçış değil arayış).
Amaç olmadan hayal kurulmaz. İşte burada umut umutsuzluk, sevgi sevgisizlik, olumluluk olumsuzluk ortaya çıkıyor. Sanatçı da burada duyarlı olmalı. Nasıl görüyorsa onu damıtırken içinden geldiği gibi yapmalı. Çünkü her yüzey kendini örter ve yüzeyin beslenmesi de beynin beslenmesi ile orantılıdır.
ASOMEDYA: Şiirle de aranız iyi resimlerinizle ilişkisi nedir.
KADAK: Sohbetimizde çokta şiir konuşulsun istemiyorum. O bana ait olsun. Şair olsaydım şiir konuşurduk. Hani meclisimizde şair milletvekillerimiz var, birisi her olaya bir şiir yazıyor ve kürsüde oluyor; ona benzemesin. Şiir zor iş. En iyi de İlhan Berk tanımlıyor, "Resim yapmak neyse de şiir yazmak hadım ediyor insanı" Resmi küçümsediğinden değil, bana görede kolay olduğundan değil, şiir başka bir şey. Tabii ki resim çalışırken şiir de karalıyorum. O an o resmimin eskizi oluyor. Şiirim aforizma, resmimse onun doğaçlaması diyebilirim.
ASOMEDYA: Türk resminde zorluklar dönemi üzerine neler söylersiniz. Şimdi durum nedir?
KADAK: Bir şeyin altyapı üretiminin olmadığı bir ülkede, o işin yaşamsal alanını üretmekte zordur. İyi işi iyi malzeme ile yapılır. Maalesef 1980’e hatta 85’e kadar malzeme bulmak çok zordu. Bugün bu aşıldı ama başka sorunlar var. Tabii sanat eseri yapanla, resim yapan birbirinden ayrılmalı. Bu konuda iş özel galerilere düşüyor. Altı ay kurs alan biri hemen bir sergi açıyor. Bu nedir? Kamuda ki galeriler bu işe daha çok öncülük ediyor. Çünkü başında ya işi bilen yok, yada yukarıdan baskılar var. Banka galerileri kapanmalı. Onlar sanata katkılarını başka yönden yapmalı.
ASOMEDYA: Peki sayın Kadak, resminizin ana kaynağı nedir? Nereden besleniyorsunuz? diye bir soru yöneltirsem sizde bunu açık yüreklilikle nasıl cevaplarsınız?
KADAK: Tabii ki yaşam, çatışma, adını koyamadığım bir çok şeye tepki. Bu davranış biçimim. Yaptığım seri resimlerde bu çok açık. Kapılar her yüzey kendini örter, Iraklar giderken. Hepsinde de çıkış noktası yerel olgular, insanımızın duygusal dünyası. Umut, umutsuzluk. Bunlar nereden geliyor diye bir soru gelecek aklımıza. İşte asıl kaynak burada ortaya çıkıyor; Doğa. Beni etkileyen doğa biçimlerinden yola çıkıyorum. Çatışma burada başlıyor. İnsana ait herşey var. Arayış bir çelişkiden doğar. Onu çözmek gibi bir çabam yok. Ama aydınlatmak amacım olabilir. Bir şeyi anlamak istiyorsanız onun etrafında saatlerce dönmelisiniz. Benim resmim üç temel olgu içinde gelişiyor diyebilirim. YAŞANMIŞLIK; AN, ARAYIŞ. Yaşanmışlık; yaşamın içinden damıtılan deneyimler, yaşananlar gözlemlerim. Yani hayatın yaşandığı her yer aklınıza ne gelirse.
An; benim için birikimlerin somutlaştığı zaman her şey beyinde oluşuveriyor. Çocukluktan bugüne biriktirip geliştirdikleriniz var. Burada iç dış kavramı. İçtekilerin somutlaşması ile oluşuyor resmim.
Arayış; bu birikimlerin ifade ediş biçimi, nasıl damıtılacağı. Zaten sanatı ve bilimi çekici kılanda arayış, bitmeyen bir serüven.
24 saat resmi düşünmek. Buna ben işin çilesi diyorum.
ASOMEDYA: Bir dönem kapılar. Bu konuyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
KADAK: Ben yöresel olanı ve kültürünü doğru irdelemden evrensel olanın yakalanabilineceğine inanmıyorum. Çağdaş olmanın somutlaştığı yerde tek başına evrensellik değil sadece bir parçası. Ben kapılarla hane kültürünü, bu kültürün duygusal yapısını yaşadım ve irdeledim. Şu dize bu duyguları ifade eder zannediyorum. "Hepsi toplandı gitti birer birer. Kapılarda kaldı gözüm" (1994. Merzifon). Kapılar aynı zamanda mekanik yüzeye bir tepkiydi, bagımlılığa bir tepkiydi, kaçışa bir tepkiydi. Bir de babamın eski bir ahşap ustası olması daha sonra bu kapıların yurdışına götürülmesi beni etkilemişti. Sonuç olarak kapılar ortaya çıktı.
ASOMEDYA: Sayın Ekrem Kadak bir sanatçı nasıl düşünmelidir. Toplum içindeki görevi ne olmalıdır?
KADAK: Toplumun önünde bir çizginin ilerisinde düşünmek zorunda fakat yaşadığı yer de çok önemli. Çünkü bu çizgininde gerisinde yaşamak mecburiyetinde. Sanatçının görevi toplumu bu çizgiye ulaştırmaktır. İşte toplumsal görev dediğimiz zaman, sorumlulukları olan üretken gruplar var. Bilim adamı, sanatçı, siyasetçi. Hele bilim ve sanat adamı yaratıcı olanı. Toplumun kendi gelişmişliği ile ilgili en önde bir kültür çizgisi var. Yaratıcı gruplar bu çizginin önünde düşünür ama gerisinde yaşar. Bizim ülkemizdeki tezat siyasetçi bu çizgisinin gerisinde düşünür önünde yaşar. Çizgiyi ne kadar öne götürebilirsek topluma karşı o denli görevimizi yapmış oluruz. Tabii toplumun gelişmesi için öyle dengeler var ki birini ihmal ederseniz olmaz. Sanayici bilimi desteklediği kadar sanatı da desteklemeli ki denge olsun bana sanat nedir? diye sorarsanız; ben "Değişimin, gelişimin mayası" derim.
İkinci dünya savaşından sonra Viyana’da belediye meclisi toplanıyor, Üyelerden biri sayın başkanım halk aç konservatuar açalım diyor. İkinci sözü sayın başkanım halk aç ekmek fabrikalarını açalım diyor. Varmı bizde böyle belediye başkanı ama önce eğitim, özellikle doğru sanat eğitimi, bunu ayrıca konuşalım.
ASOMEDYA: Sayın Kadak hayatı planlayabildiniz mi?
KADAK: Bu mümkün mü? Her şey gelişirken siz sanatçı olarak daha önce kendinizi geliştirmek zorundasınız. Değişim demiyorum. Çünkü o çok uzun bir süreç. Nicel bir birikim sonucu oluşan eylem. Picasso’yu yüzyılın sanatçısı yapan, yüzyılın birikiminin patlamasıdır, bence somutlaştığı yerdir. Bu bir önceki sorunuzla da ilgili biraz. Bilim ve sanat adamı toplumun kültürel çizgisinin (algılanabilir çizgi)nünde düşünür, ama o kültürün var olduğu topluluğun önünde yaşar. Örneğin ben sanatçıyım diyemiyorum, ressamım diyorum. Bir sanat adamının, bir bilim adamının yaşamını planlaması mümkün değil. ARAYIŞIN olduğu yerde planlama yok bence. Aramak var. Daha önce söylediğim gibi, sanat ve bilimi çekici kılanda ARAYIŞ değilmi..
Tabii ki projeler var. Ama beyin beslenmeden yüzü beslenmiyor. Kaynakları iyi irdelemek lazım. Asıl kaynak insan. Şunu söyleyebilirim, yeni atölyeme taşındım ve bu bana yeni heyecanlar getirdi. Çok çalışıyorum. 1998’den beri üçüncü atölye, her dönem ayrı bir heyecan.
Yeni bir konsept için (KAYIP MEKTUPLAR) araştırma içindeyim. Umarım güzel şeyler çıkacak. TÜYAP Sanat Fuarı’na, Armoni Sanat Galerisi ile katılıyorum. Orada göreceğiz.
ASOMEDYA: Sayın Kadak şu günlerde neler yapıyorsunuz?
KADAK: Bir gün İ. Çiftçioğlu’yla telefonda görüşüyorduk. Bir tatil bile yapamadık dedim. Oda bana "Sanatçının tatili olmaz" dedi. Ben de öyle yaptım, Ankara Kiwanis Kulübü VAKFI yöneticisi arkadaşlarla Keçiören, İbrahim Akoğlu İlköğretim Okulu’na son derece modern bir resim atölyesi kurduk. Ben tekrar yeniden bu okulda görev yapıyorum. Benim için sanat eğitimi çok önemli. Değişimin mayası sanat derken, bunun başladığı yerde, eğitimin yapıldığı yer: Ben "Ağaç yaş iken eğilir" demiyorum, "Ağaç yaş iken büyür, gelişir"
Bu okulda ilk dersimde, öğrencilere içlerinde resim dersini sevmeyen olup olmadığını sorduğumda, menekşe gözlü minik bir öğrencim "Bu dersi anlamadığını ve sevmediğini" söyledi. Ben de ona tahtaya bir ağaç çizmesini söyledim. O da ağaç çizmeyeceğini söyledi. Ben de ona kendi ağacını çizmesini söyledim. Beş öğrenci daha kendi ağacını çizdi tahtaya. Onlara 2x2= ? kaç olduğunu, Akdeniz’de hangi bitki topluluğunun hakim olduğunu sorduğumda, hep bir ağızdan cevap verdiler. Neden çizdiklerinin birbirine benzemediğini sorduğumda sanat eğitimi dersinin diğer derslerden farklı olduğunun farkına vardıkları için de her biri farklı cevap verdiler. Bu öğrencime ne düşündüğünü sordum dersin sonunda "Öğretmenim hiç kimse bize bu dersin amacını ve diğer derslerden farklı olduğunu böyle anlatmadı." dedi.
Ben; sanat eğitimcisinin dersinde, özellikle resimde çocuğu orijinal, kendisine ait olana yönlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Her dersin eğitim ve öğretimde mutlaka atölyesi olmalı. Eğitimci o atölyeyi yaratmalı. Asıl özgünlük eğitimcinin uygulama özgürülüğünde. Galiba öyle de olmalı.
ASOMEDYA: Soyut ve Somut resim üzerine neler söylersiniz?
KADAK: Soyut somutun kendisidir. Sanat eğitimi de bana göre soyuttan somuta doğru gitmelidir. Şu andaki somutu kavratıpta soyutu anlatırsanız bu ezbere doğru gider. Bir çocuğa ağaç gibi ağaç çiz derseniz hemen bunu çizemez. Yani çocuk önce kendi belleğindeki, hayalindeki ağacı çizmeli, daha sonra somut noktaya ulaşmalıdır.
ASOMEDYA: Sayın Kadak ilginç bir nokta üzerinde de durduğunuzu biliyoruz. Resmin matematikle ilişkisi nedir?
KADAK: Yaşam matematik ne yazık ki. Önemini kavrayamıyoruz. Muhakemesiz yaşam bana göre yaşam değil. Bu yaşamın her alanında var. Eğer bana ders olarak sorarsanız hesap kitap işi de değil sorun; sorunu çözmek, çözebilirliğe erişmek. İşte bu yüzden resimde, matematikle güçlü bir bağ var. Her şey yüzeyde resim olmuyor. Matematik olmadan. Eksik kalıyor. Benim için de keyif bu. İlkokul öğretmenim bana bu yüzden Coke derdi.
Sınıflarda çözülemeyen problemler için ben çağrılırdım. Matematiksiz aşkta aşk değildir. Ama sınırları olmayan bi tek şey var o da bilim, sanat. Resmin matematikle ilişkisi buradaki sınırsızlıkta yatıyor.
ASOMEDYA: Sayın Kadak bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyor ve başarılarınızın devamını diliyoruz.
KADAK: Ben de tüm ASOMEDYA çalışanlarına çok teşekkür ediyor, sanat ile dopdolu günler diliyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
ASOMEDYA'nın EKREM KADAK ile Söyleşisi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
WwW.YaziciK.OrG :: Genel :: Kültür - Sanat - Eğitim-
Buraya geçin: